Opiat Bağımlılığı

Opiat Bağımlılığı

GİRİŞ VE TARİHÇE

Opiat kullanımı için geçmişe bakıldığında M.Ö. 4000'li yıllarda Sümerlerin, M.Ö. 2000'li yıllarda Mısır'da, M.Ö. 2700 yılında Orta Asya'da eski Çin ve Hint uygarlıklarında haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlarla ilgili ayrıntılı yazılar ve kalıntılara rastlanmaktadır. Daha yakın yıllarda ise 19.yy.da morfin ve türevleri ile karşılaşıyoruz. Dünyada kimyasal olarak birbirinden farklı 20’den fazla opioid klinik kullanımdadır. Gelişmiş ülkelerde, kötüye kullanıma ve bağımlılığa en sık eşlik eden opioid madde eroindir. Eroin dışındaki opioidlere bağımlılık en sık olarak, tıbbi bir tedavinin seyri esnasında bağımlı hale gelen kişilerde, bu tip ilaçlara kolaylıkla ulaşabilen sağlık profesyonellerinde ve kullandığı ilaçları tıbbi sağlayıcılardan ve tedavi programlarından elde eden kimselerde görülür. Opioidlerin beyinde Mü, Kappa, Sigma ve Delta opioid reseptörleri üzerine etkili oldukları ve madde kullanımı sonucu bu reseptörlere bağlı klinik bulguların ortaya çıktığı söylenmektedir. Mü reseptörleri: Analjezi, öfori, solunum depresyonu etkilerinden sorumludur. Kappa reseptörleri: Sedasyon, uyku, diüreze neden olurlar. Sigma reseptörleri: Huzursuzluk, disfori ve halüsinasyon oluştururlar. Delta reseptörleri: Analjezi ve kardiyak etkileri oluştururlar Opioidler hızlı bağımlılık ve tolerans geliştirdikleri için fiziksel bağımlılık kısa sürede gelişir.

TANIMLAR

Ruhsal Hastalıklar Tanı ve İstatistik El Kitabı’nın gözden geçirilmiş dördüncü çeviri metninde (DSM-IV-TR) opioidlerle ilişkili bozuklukları opioid kullanım bozuklukları (opioid kötüye kullanımı ve opioid bağımlılığı) ve dokuz adet diğer opioidlere bağlı meydana gelenbozukluk (örneğin; entoksikasyon ve yoksunluk) şeklinde ikiye ayırır. Opioid bağımlılığı, kullanımı sonucu belirgin problemlere yol açmasına karşın kullanımının tekrarlandığı ve sürdürüldüğü bir dizi fizyolojik, davranışsal, ve bilişsel belirtiler kümesidir. Genel olarak madde bağımlılığı Dünya Sağlık Örgütü tarafından kişide madde kullanımının bir zamanlar kendisi için değerli başka davranışların yerini alan öncelikli bir durum haline geldiği sendrom olarak tanımlanmaktadır. Bu kısa tanımların her birinde ana özellik tanımın doğrudan maddenin kullanımını, uyum bozucu doğasını, davranış değişikliklerine yol açmasını ve madde ile etkileşim sonucunda zaman içinde maddeye bağlı kalmasını vurgulamasıdır. Opioid kötüye kullanımı, 12 aylık bir dönem içerisinde ortaya çıkan, klinik açıdan belirgin bozulma ya da sıkıntıya yol açan ama belirtileri Opioid Bağımlılığı ölçütlerini hiçbir zaman karşılamayan uygunsuz opioid madde kullanımı örüntüsüdür. DSM-IV-TR tarafından tarif edilen opioidlere bağlı meydana gelenbozukluklar arasında opioid entoksikasyonu, opioid yoksunluğu, opioidlere bağlı uyku bozukluğu ve opioidlere bağlı cinsel işlev bozukluğu gibi sık görülen tanımlar yer almaktadır. Opioid entoksikasyon deliryumuhospitalize edilmiş hastalarda nadiren görülür. Buna karşın, opioidlere bağlı meydana gelen psikotik bozukluk, opioidlere bağlı meydana gelen duygudurum bozukluğu ve opioidlere bağlı meydana gelen anksiyete bozukluğu μ-agonist opioidlerde oldukça nadirdir ve diğer reseptörlere etki eden belli agonist-antagonist opioidlerle de bildirilmiştir. DSM-IV-TR opioidlerle ilişkili herhangi bir bozukluğun tanı ölçütlerini karşılamayan durumlar için başka türlü adlandırılamayan  opioid ile ilişkili bozukluklar sınıflandırmasını da içermektedir.

EPİDEMİYOLOJİ

Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD)  opioid kullanımı 1990’lı yıllarda bir canlanma yaşamıştır. 1990 ile 1995 yılları arasında eroin kötüye kullanımı nedeniyle acil servis başvurularında iki kat artış olmuştur. 1990’lı yılların sonlarında yaşları 18 ile 25 arasında olan kişilerde eroin kullanımında bir artış ve farmasötik kaynakların oksikodon (OxyContin) kullanımında kısa bir artış görülmüştür. Sigara gibi içme ve burundan çekme gibi enjeksiyon dışı kullanma yöntemlerinin popülerliği artmıştır. Yaşamlarının herhangi bir döneminde eroin kullanmış olduğu tahmin edilen (yaşam boyu kullanıcılar) kişi sayısının ABD de yaklaşık olarak üç milyon civarında olduğu düşünülmektedir. Madde kullanımı boyutunun değerlendirilmesine alternatif bir yaklaşım opioid kullanımı bildirerek tedaviye başlayan kişilerin sayısının incelenmesidir. 2000 yılında yapılan ulusal bir değerlendirmenin sonuçları (Tedavi Epizot Veri Grubu) eroin kullanımı nedeniyle tedaviye başvuran 243,071 kullanıcı ve diğer opioidlerin kullanımı nedeniyle tedaviye başvuran diğer bir 25,723 kullanıcı olduğunu göstermiştir. Ankara AMATEM’de eroin kullanımının tedavisi için başvuran hastaların tüm hastalara oranı 2004 yılında %8,7 iken bu oran 2009 yılında %38’lere kadar çıkmıştır.  Yatarak tedavi gören 18 yaş altı gençlerin 2004 yılında  %2 eroin kullanırken 2009 da bu rakam %47 olmuştur.

ETİYOLOJİ

Opioid bağımlılığı günümüzde kullanıma başlanması, kullanmanın sürdürülmesi ve maddeden uzak kalma süreçleri sonrasında tekrarlanması açısından çoklu faktörlerin etkileşime girdiği biyopsikososyal bir bozukluk olarak görülmektedir. Bu faktörler – farmakolojik, sosyal, çevresel, kişilik, psikopatoloji, genetik ve ailevi – diğer ilaç kategorilerinin kötüye kullanımı ve bağımlılığı değerlendirilirken de göz önünde bulundurulması gereken faktörlerdir. Farmakolojik Faktörler Opioidlerin birincil etkisi  1970’ li yılların ikinci yarısında bulunan  opioid reseptörleri aracılığıyla olur. µ-opioid reseptörleri ağrı regülasyonu, solunum depresyonu, kabızlık ve bağımlılıktan ;κ-opioid reseptörleri analjezi, diürez ve sedasyondan ve  δ-opioid reseptörleri muhtemel olarak analjeziden sorumludur. Daha yakın zamanlı olarak, dördüncü bir reseptör tipi, OFQ/N (ORL-1) opioid reseptörlerinin genişletilmiş ailesinin bir üyesi olarak kabul edilmiştir. OFQ/N de dahil olacak şekilde bütün opioid reseptör tipleri tipik G-proteiniyle eşleşen reseptörlerdir. Opioid kötüye kullanımına ve bağımlılığına eşlik eden çoğu opioid madde tipik μ agonistlerdir, farmakolojik profilleri morfine oldukça benzemekle beraber temel olarak metabolizma ve farmakokinetik açısından ayrılmaktadırlar. μ agonist opioidlerin etkileri temel olarak merkezi sinir sistemi nöral dokularındaki, otonom sinir sistemindeki reseptörler ve bir dereceye kadar da beyaz kürelerdeki opioid reseptörleri üzerinde söz konusudur. Bu etkiler arasında analjezi, solunumun baskılanması, duygu durum değişiklikleri (bazı kişilerde öfori), beklenen acıya karşı duyarsızlık, sersemlik, konsantrasyon becerisinde azalma, hipotalamusun düzenlediği endokrin ve diğer işlevlerde değişiklikler ve gastrointestinal (GI) traktus düz kas tonusunda artış yer almaktadır. Opioid verilen eski eroin bağımlıları anksiyetede azalma, kendine güven artışı, günlük problemlerle daha iyi başa çıkma becerileri ve sıkıntı hissetmede azalma bildirmişlerdir. İntravenöz (IV) olarak kullanıldığında opioidler aşırı derecede keyif verici olduğu bildirilen ani ve kısa bir algılama olan  rush veya flush adını verdikleri bir duygudan söz ederler.  Genel bir öfori algısından oldukça kısa bir fenomen olan rush sadece 1 ile 2 dakika sürer ve intravenöz veya intrapulmoner yollarla uygulamada olduğu gibi, sadece hızlı ilaç alımında hissedilir. Opioidlerin  aynı zamanda dopaminerjik ve noradrenerjik nörotransmitter sistemi üzerine de  belirgin etkileri vardır. Bir çok tipte veri opioidlerin bağımlılık yapıcı ödüllendirici etkilerinin serebral korteks ve limbik sisteme projekte olan ventral tegmental alandaki dopaminerjik nöronların aktive edilmesi aracılığıyla gerçekleştiğini göstermektedir.  Pozitron emisyon tomografisi (PET) ile yapılan en  az bir çalışmada tüm opioidlerin opioid bağımlısı kişilerin seçilmiş beyin bölgelerinde serebral kan akımında azalmaya yol açtıkları gösterilmiştir.

Psikososyal faktörler:

Yüksek sosyoekonomik sınıflara göre düşük sosyoekonomik sınıflarda opioid bağımlılığı insidansı daha yüksek  olmasına rağmen opioid bağımlılığı  sadece düşük sosyoekonomik sınıflarla sınırlı değildir. Kentlerde  yoksulluğun artması  ile ilişkli sosyal etmenler opioid bağımlılığını daha da arttırmaktadır. Kentlerde  eroin kullananların yaklaşık olarak % 50 sinin  ebeveynlerinin boşanmış veya ölmüş olması nedeniyle  tek ebeveynli olduğu ve  aile üyelerinden en az bir kişide daha madde ile ilişkili bozukluk olduğu bilinmektedir.. Bu tür sorunlarla büyüyen çocuklar özellikle  okulda davranış problemleri ya da davranım bozukluğunun diğer bulgularına ait kanıt olanlar  opioid bağımlılığı için daha yüksek bir riske sahiptirler. Opioid bağımlılığı olan ergenlerde bazı kalıcı davranış paternleri vardır. Bu paternlere eroin davranış sendromu adı verilmektedir. Bu paternler: sıklıkla altta yatan ajite tip depresyon ve eşlik eden anksiyete belirtileri ;  pasif agresif biçimde ifade edilen dürtüsellik;  başarısızlık korkusu; özgüven azalması duygularını maskelemek için heroini anksiyete giderici ilaç olarak kullanma; ,umutsuzluk ve saldırganlık; sınırlı başa çıkma stratejileri ve frustrasyon toleransında azalma;  madde alımı ile kendini  iyi hissetme arasındaki ilişkinin farkındalığıyla beraber ilaca bağlı duyarlılık;  madde nedeniyle yaşamı üzerine olan anlık kontrolla çelişen davranışsal yetersizlik, madde yaşantısı sonucunda  akranlar ile olan sosyal ve kişilerarası ilişkilerde bozukluktur.

Biyolojik ve genetik etmenler:

Madde  bağımlılığının gelişmesi olasılığını artıran etmenlerin genetik geçişi  olduğuna dair kanıtlar vardır. Dizigot ikizlere kıyasla monozigot ikizlerde opioid bağımlılığı riski daha fazladır. Opioid ile ilişkili bozuklukları olan kişinin  opiat  sisteminde genetik olarak saptanmış bir  hipoaktivite olabilir. Araştırıcılar bu hipoaktivitenin  çok az ya da az duyarlı opioid reseptörler sonucu mu , çok az endojen opioid salınması sonucu mu ya da varsayılan endojen opioid antagonistinin yüksek konsantrasyonuna mı bağlı olduğunu araştırmaktadırlar. Opioidle ilişkili bozukluklara  biyolojik  predispozisyon,  dopaminerjik veya noradrenerjik nörotransmitter sisteminlerindeki işlevselliğin bozulması ile ilişkili olabilir.

Psikodinamik kuram

Psikooanalitik literatürde,  narkotik bağımlılığı olan kişilerin davranışı pregenital , oral veya hatta  psikoseksüel gelişmenin daha arkaik düzeylerine gerileme ile giden libidinal fiksasyon ile açıklanmaya çalışılmıştır. Madde kötüye kullanımı , savunma düzenekeleri, dürtü kontrolu, duygulanım bozuklukları ve uyum düzeneklerinin ilişkisini açıklama gereksinimi psikoseksüel formülasyondan ego psikolojisini vurgulayan formülasyonlara doğru kayışa yol açmıştır. Ciddi benlik  patolojisinin sıklıkla madde  kötüye kullanımı ile ilişkili  olduğu düşünülmekte ve  gelişimsel bozukluklara  işaret ettiği üzerinde durulmaktadır. Benlik ve duygulanım  arasındaki  ilişkiye ait problemler, zorluğun kilit bölümünü oluşturmaktadır.

HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ

1. OPİOİD BAĞIMLILARINDA  TARAMA  VE DEĞERLENDİRME:

TARAMA: Klinisyenlerin  periyodik ve düzenli olarak  bütün hastaları madde ve alkol kullanım bozukluğu açısından taraması önemlidir. Bağımlılığı tıbbi yaklaşımında tarama çok önemlidir. Erken tanı ve müdahale tedaviyi kolaylaştırır. Ayrıca gerek pratisyen hekim  veya uzman hekimin ağrı için kullandığı opioid içeren ilaçların reçetelenmesi sırasında bağımlılık, kötüye kullanım veya olası yan etkiler için tarama önemlidir. TARAMANIN HEDEFLERİ:
  • Madde ve alkol ile ilişkili problem geliştirme  riski olan grupları tanımlamak
  • Madde ve alkol ile ilişkili problemleri olan grupları tanımlamak
  • Tıbbi ve bağımlılıkla ilgili ileri değerlendirme gereken bireyleri tanımlamak
  • Bağımlılık veya diğer madde kullanım bozuklukları tanısını koymak
  • Uygun bağımlılık tedavisi için öneriler ve planlar geliştirmek
  • Bağımlı hastaların biyopsikososyal ihtiyaçlarının belirlemek
İLK  TARAMA: İlk tarama objektif tarama enstrümanları, laboratuar değerlendirmesi ve görüşmeden oluşmalıdır. İlk değerlendirme sonucu bağımlılıkla ilgili problem düşünülüyorsa daha ileri değerlendirmeye geçilmelidir. Kapsamlı ve derinlemesine görüşme ve standardize değerlendirmeler daha fazla bilgi toplamak için etkindir. Birçok  geçerli tarama  aracının mevcut olmasının yanısıra birçok klinisyen  kendi tarama sorularını  oluşturmaktadır. Madde Bağımlılığında  Tarama Araçları
  • COWS (Clinical Opiate Withdrawal Scale) (Wesson ve ark. 1999)
  • SOWS (Subjective Opiate Withdrawal Scale) (Bradley ve ark. 1987; Gossop 1990; Handelsman ve ark 1987)
  • DAST-10 (Drug Abuse Screening Test) (Skinner 1982)
  • CINA (Clinical Institute Narcotic Assessment Scale for Withdrawal Symptoms) (Peachey  ve Lei 1988)
  • CAGE-AID (CAGE maddeler için uyarlanmış hali) (Brown and Rounds 1995)
  • NWS(Narcotic Withdrawal Scale) (Fultz and Senay 1975)

2.DEĞERLENDİRME:

Eğer tarama testlerinde opioid kullanım bozukluğu ile ilgili bir durum ortaya çıkarsa  hastanın bu durumunu tanımlamak ve komorbid durumları ortaya koymak için  ileri değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Bu değerlendirmeyle uygun tedavi seçeneği  ve tedavinin seviyesi, yoğunluğu belirlenir. DEĞERLENDİRMENİN HEDEFLERİ:
  • Tanı veya tanıları ortaya koymak
  • Tedavi için uygunluğu belirlemek
  • Başlangıç tedavi önerilerini ve planını yapmak
  • Psikososyal tedavi için planlamayı yapmak
  • Önerilen tedaviler için kontraendikasyon olmadığından emin olmak
  • Diğer medikal komorbiditeleri ve durumları ortaya koymak gerekire erken tedavi süresince diğer bölümlere danışmak
  • Diğer psikiyatrik ve  psikososyal durumları ortaya koymak gerekire erken tedavi süresince diğer bölümlere danışmak
DEĞERLENDİRMENİN BÖLÜMLERİ:
  • Tam bir hikaye
  • Fizik muayene
  • Mental durum muayenesi
  • İlgili laboratuar testleri
  • Formal psikiyatrik değerlendirme

3. BAĞIMLI HASTALARLA GÖRÜŞME ve TAM HİKAYE ALMA:

Madde kullanımı ve ilişkili problemleri ortaya sermek konusunda kararsız ve gönülsüz olabilen bağımlı  hastalara  klinisyenin yaklaşımı çok önemlidir. Ağrı için opioid içeren tedavi alan hastaların tedaviyi kaybetme korkusu nedeniyle  muhtemel bağımlılığını anlatması  zor olabilir. Değerlendirmenin daha etkili  olabilmesi için  madde kullanımı, cinsel davranış tarzı, yaşam  farklılıklar yönünden önyargı, kişisel yanlılık ve düşüncelerden bağımsız değerlendirmek gerekmektedir. Etkili bir bağımlılık tedavi sağlayıcında aranan özellikler aşağıda verilmiştir. Etkili bir  bağımlılık tedavi sağlayıcısında aranan özellikleri                               
  • Yardım iletimini kurabilme yeteneği
  • İyi kişilerarası yetenek
  • Kişisel olmayan sıcaklık
  • Sıcakkanlılık
  • Gerçeklik
  • Saygı
  • Onaylayıcı olma
  • Empati
  • Destekleyici olma
  • Hasta odaklı yaklaşım
  • Yansıtmalı Dinleme

4. FİZİK MUAYENE:

Fizik muayenede bağımlılığın fiziksel bulguları üzerine odaklanmalıdır. Tarama hastaları şüpheli olan veya madde kullanımının reddeden hastalarda fizik muayene bulguları yol gösterici olabilir. Opioid bağımlılığının fiziksel komplikasyonları tedavi planlanırken tanımlanmalı ve göz önünde bulundurulmalıdır. İntoksikasyon ve aşırı doz opiod kullanımı değerlendirmesi: Fizik muayene sırasında opioid intoksikasyonu, aşırı doz  kullanımı ve yoksunluğun fiziksel bulgularını değerlendirmek hayati önem taşımaktadır. Aşırı doz Opiod  kullanımı acil tıbbi tedavi gerektirmektedir. Tablo IV.1: Opioid intoksikasyonu ve aşırı doz opioid kullanımı bulguları:
Sendrom Fiziksel Bulgular
Opioid İntoksikasyonu Bilinç yerinde Uyku hali ve sersemlik Konuşma bozukluğu Bellek bozukluğu İstem dışı öne doğru eğilme hareketi (oturur vaziyette uykuya dalarken görüldüğü gibi) ötimik-öforik pupiller konstrüksiyon
Opioid aşırıdoz Bilinç kaybı Toplu iğne başı  pupilla Solunumun yavaşlaması ve sığlaşması Solunum <10/dakika Kalp atımı <40/dakika Overdoz triad: apne, koma, pinpoint pupilla
Tablo IV.2. de opioid yoksunluğunun bölümleri ve derceleri göterilmiştir.
Bölüm Grade Fiziksel bulgular
Erken yoksunluk Son kullanımdan 8-24 saat sonra Grade-1 Lakrimasyon ve/veya rinore Diaforez Esneme Huzursuzluk Uykusuzluk
Grade-2 Dilate pupil Piloereksiyon Kas seğirmesi Myalji/artralji Karın ağrısı
Tam gelişmiş  yoksunluk Son kullanımdan 1-3 gün sonra Grade-3 Taşikardi/takipne Hipertansiyon Ateş Bulantı-iştahsızlık Ekstremitelerde huzursuzluk
Grade-4 Diare-kusma Dehidratasyon Hipotansiyon Hiperglisemi Kıvrılma posizyonu

5. LABORATUAR DEĞERLENDİRMESİ:

Laboratuar  bağımlı hastaların değerlendirilmesinin önemli bir parçasıdır. Bu testler bağımlılık tanısı koymaz ama kapsamlı değerlendirme içim gereklidir Önerilen temel laboratuar incelemeleri tablo V.3. de  gösterilmiştir Endikasyon halinde veya önerildiğinde uygulanacak testler:
  • Kan alkol seviyesi(idrar veya kan örneklerinden)
  • Enfeksiyon hastalıkları incelemesi:
    • HIV tarama testi
    • Hepatit B virus(HBV), hepatit C virus (HCV) taraması
    • Sfiliz (VDRL)
    • TBC(PPD)
Fizik muayene ve hikayeye göre endikasyon halinde ileri incelemeler yapılabilir. Hepatit ve HIV gibi enfeksiyon hastalıklarının taraması öncesi uygun danışmanlık sağlanıp ve rızası alınmalıdır. Medikal problemler laboratuar yöntemleri ile taranırken bağımlı olmayan hastalara yapıldığı gibi  yönetilmelidir. Tablo IV.3:   Önerilen temel laboratuar incelemeleri
Serum elektrolitleri Bun kreatinin CBC KCFT(ALT,AST,GGT,ALNUMİN,INR.PT Lipid profili İdrar analizi Gebelik testi Toksikolojik test madde kullanımı için Hepatit B ve C taramaları

IV.VI: MADDE KULLANIMINI DEĞERLENDİRME:

Yasadışı madde tespit etmek bağımlılık tanısını koymak için yetersizdir. Klinik görüşmenin ve medikal değerlendirmenin yerine geçemez(Casavant 2002). Maddelerin testi  için materyal birçok sıvı ve dokudan elde edilebilir örneği, kan, tükrük, ter, idrar ve saç gibi. İdrar analizi en çok tercih edilen yöntemdir. Madde analizi yapılırken klinisyenin hastaya maliyetini düşünmesi gerekmektedir. Klinisyen hastalara  tedavinin başlangıcında madde tarama testlerinin önemini anlatmaktadır. Literatür  rastgele yapılan madde taramalarının klinik faydasını desteklemektedir.(Preston ve ark 2002) laboratuar sonuçları hasta doktor arası ilişkide tedavinin amaçları, hastalığın reddi ve  maddesiz geçen zamanı güçlendirmede kullanılabilir. Buprenorfin tedavisinde başlangıçta veya takiplerde madde tarama testleri  yakın zamanda kullanılan alkol, benzodiazepin, barbiturat  gibi maddeleri  denetlemelidir.çünkü tedavide komplikasyonlara yol açabilir.

6. GENEL KOMORBİD MEDİKAL DURUMLAR:

Opioid bağımlı bireylerde genel populasyonda bulunan kronik hastalıklara aynı şekilde sahip olabilir. Bu hastalıklar uygun bir şekilde değerlendirilmeli  ve tedavi verilmelidir. Bunlara ek olarak opioid ve  diğer maddelerin kullanımı ile  ilişkili birçok medikal durum ortaya çıkabilir medikal hikaye alınırken ve fizik muayene yapılırken muhtemel olabilecek bu durumlar incelenmelidir. Enfeksiyon hastalıkları genel olarak opioid bağımlılarında, madde bağımlılarında, madde enjeksiyonu yapanlarda sık olarak görülür. HIV enfeksiyonu epidemiyolojisinde büyük değişimler vardır bazı alanlarda madde enjeksiyonu yapanlarda %50’nin üzerinde HIV pozitifliği varken   bazı alanlarda %10’un altında HIV pozitifliği görülebilmektedir. Etkilenmiş bireylerin hayatlarına olan etkilerinden ve etkin tedavinin  uygulanabilmesi açısında   HIV enfeksiyonun taranması önemlidir. Madde kullanım bozukluğunda tüberküloz büyük problem oluşturmaktadır. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireyler yüksek riskli cinsel davranışlar sergileyebilirler ve bu yolla sfiliz, gonore ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından risk altında olabilirler.

Tedavi

Opiyat bağımlılığının tedavisinde kullanılan ilaçların merkezi sinir sisteminde opiyatların etkilediği reseptörlerle olan etkileşimlerine göre sınıflandırılır tam agonistler: metadon ve LAAM gibi opioid reseptörleri uyaran ilaçlar kısmi agonistler: buprenorfin gibi opioid reseptörleri sınırlı bir biçimde uyaran ve başka maddeler aracılığı ile reseptörlerin işeyişini bloke eden ilaçlar antagonistler: naloxone ve naltreksone gibi opioid reseptörlerini işgal edip işlevlerini bloke eden ilaçlar

Opiyatların Aşırı Doz Alımına Bağlı Zehirlenmenin Tedavisi

Opiyatlara bağlı zehirlenme durumu psikiyatrik acillerin en önemli olanlarından birisidir. Hastaların en belirgin bulgusu göz bebeklerinin daralmasıdır. Aşırı doz opiyat merkezi sinir sistemindeki solunum merkezini baskılar ve buna bağlı ölüme neden olabilir. Tedavinin başarısı naloxone gibi antagonist ilaçların ne kadar hızlı başlanmasına bağlıdır. Bunun yanı sıra hastanın hava yolunun ve damar yolunun açık tutulması, damar içi gerekli sıvı takviyesinin yapılması ve ileri düzey kalp sağlığı desteğinin sağlanması gerekir.  Tedavi yoğun bakım ünitesinin de olduğu tam teşekküllü bir hastanede yapılmalıdır.  Opiyatların vücuttan tamamen atılmasına dek hastanın tansiyon, nabız, ateş ve solunum gibi yaşamsal bulguları çok yakından takip edilmeli. Tüm bunlar yapılırken aynı zamanda hastanın ayrıntılı fizik ve ruhsal durum muayenesi yapılmalı, kan ve idrar örneklerinin analizi ile hem opiyat düzeyleri hem de eşlik eden başka uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin varlığı araştırılmalıdır. Hayati riski atlatan hastaların bundan sonraki tedavisi için psikiyatri kliniğine yönlendirilmesi gerekir.

Opiyat bağımlılığında ilaç tedavisi

Opiyat bağımlılığında ilaç tedavisinin çok önemli yeri vardır. Bu amaçla naltrekson, metadon, bupronefrin gibi ilaçlar kullanılmaktadır.

Opiyat bağımlılığında psikoterapi

Diğer bağımlılık yapan maddelerin tedavisinde olduğu gibi opiyat bağımlılığında da en önemli tedavi yaklaşımlarından birisi bilişsel davranışçı terapi ve özellikle de nüks önleme terapisidir. Yine Adsız Alkolikler (AA) gibi Adsız Narkotikler (NA) gibi kendi kendine yardım gruplarının da tedavide yeri büyüktür. Grup terapileri, çift ve aile terapileri de tedavi programının birer parçası olmalıdır. Bilişsel işlevlerinde bozukluk olan hastaların bilişsel rehabilitasyonuna yönelik terapilerin de yapılmasında yarar vardır.
ÜSKÜDAR ÜNİVERSİTESİ TV
VİDEOLAR
  • Zihnimiz işgal altında mı?
    18 Ekim 2017, 15:28
  • Tayfun Uzbay beynin görünmeyen yüzünü yazdı
    17 Ekim 2017, 16:51
  • Sağlıklı, uzun ve mutlu yaşamak için ne yapmalı?
    17 Ekim 2017, 13:51
  • İdlib Operasyonu ve ABD'nin Suriye politikasında son durum ne?
    17 Ekim 2017, 11:57